28 Şubat 2011 Pazartesi
Bu şeflerin müzikle bir alakası yok :) Bu maestrolar başka !Bir ara Swissotel'in mutfağında çalışmıştım,pastane bölümünde pastalar,palmiye ağacı şeklinde çikolatalar,turtalar,tatlılar yapmıştım eh tabi amelelik de yaptım 190 yumurta ayır sarısını şuraya beyazını da şuraya :) Sonra garde manger de çalıştım 1000'i aşkın tabak hazırladığımızı biliyorum,koridorlar boyunca giden masalara dizilmiş tabaklar,her gelen usta başka bir meze diziyor falan çok zevkliydi:)
Bir gün Baş Şefimiz Rudolf Van Nunen geldi beni çalışma performansım yüzünden tebrik edip Çin ya da dilersem Fransız mutfağına terfi edebileceğimi söyledi çok heyecanlanmıştım önce Çin mutfağına girdim sanırsınız yanlışlıkla China Town'a girdim birazdan Çin mafyası beni öldürecek! yasak olmasına rağmen 5-6 Çinli şef fosur fosur mutfakta sigara içiyorlardı :) ehh tabi tuzları kuru kovulacak halleri yok ya,Çin'den getirtmişler adamları....
İşte Hollandalı şefim Rudolf Van Nunen buydu ,adamın facebooku bile var benden teknolojik yani ;)
Neyse mutfağın içine doğru ilerledim,ortama leş gibi çiğ balık kokusu hakim,lapa lapa pirinçler su da haşlanıp çıkarılıyor,istakozlar,ördekler bırrr hatırlamak bile istemiyorum hemen ordan çıkmıştım,asansöre binip 10 uncu kata çıktım yanlış hatırlamıyorsam Fransız mutfağı 10. kattaydı.Fransız bir şef olsa adı sizce ne olur ?Evet bildiniz Philippe!Philippe Usta nasıl soğuk bir adam anlatamam mutfağa girdim ingilizce derdimi söyledim tamam o zaman izle beni dedi,direk şarabı boşalttı tavaya :D Çalışma saatleri de akşam 22:00 sabah 06:00 dedim bu iş bana uymayacak beni pastaneye geri verin terfi merfi istemez beni ellemeyin tatlılarımla baş başa bırakın başka ihsan istemez ;)
Mutfakla ilgili çok anılarım var en unutulmazı şüphesiz salon boyutundaki bir buz dolabında kapalı kalmamdı.Bir gün ustayla profetirol sosu yapıyoruz,git dolaptan profetirol hamurlarını çıkar dedi,tamam usta dedim,buzdolabı diyorsam salon kadar büyük bir soğuk oda düşünün her yer pasta,krema,turta...Neyse ben aradım taradım en sonunda buldum profetirolleri tepsiyi kucakladım ANA!Kapı içerden açılmiiiiiii! Ustaaaa!Ustaaaa diye ne kadar bağırdıysam da çalışan mixer sesleri ve demir kalın kapı sayesinde kimse beni duymadı.Baktım gelen giden yok bıraktım tepsiyi,çöktüm yere,tirtir titriyorum..Olacak gibi değil artık korku boku Selanik durumuna girdim,burda mefta olmayayım diye ciddi düşünceler dolanmaya başladı aklımda..Sonra dedim en iyisi biraz pasta yiyeyim şekerli ne de olsa ısıtır diye düşündüm.Bir de mahsur kalmışım usta kızmaz pastasını bozarsam dedim ve biraz pasta yedim,artık ne pasta ne bir şey hakikaten korkudan başka hiç birşeyin kalmadığı bir sırada usta kapıyı açtı Eseeeen çok özür dileriiiim seni nasıl unuttummm diye :) tabi benim çene tirtir,hemen aşağı yolladılar beni sıcak çay falan içtim,o gün beni fazla yormamışlardı şu an hoş bir anı ama o gün çok korkmuştum....
Bu da çikolatacıların en tatlısı Semine abla ile resmimiz,çok severdim onu...

pasta aynen buna benziyordu üzeri bonibonluydu tabi...
hatta Şef Van Nunen gelince ustaların radyolarını saklayış çabaları,terlik giyme zorunluluğu varken adidas gazellerim yüzünden fırça yeyişim hepsi ama hepsi çok güzeldi...Hatta eldivenden sıkılıp çıkararak kaçak kaçak domates ve kivi keserken 2 kasadan sonra asit fazlasından ellerimin yanışı bile...Usta ne güzel bir kuru pasta bu yaa versene şunun tarifini diye her soruşumda ustaların amaaan peki yaz o zaman 10 kilo un diye tarife başlamaları :) o günleri çok güzel hatırlıyorum,herkes bol pantolonlarıma takardı...eee usta mal çekmiyor muyuz bugün depodan?Ne o listeni mi yaptın geçen gün oasis için doritos almışsın menüde ruffles var gözümden kaçmadı deyişi ahaha :) çok güzeldi çok richie rich gibiydim,depoya bir giriyorsun yok yok!ne ister ne istemezsen orda tabi biz mutfağa ne lazımsa onu alıyorduk ama canımızın çektiğini de veriyordu depocu abiler Allah razı olsun şimdi düşününce haram mı oldu acaba diyorum ama o zaman hiç böyle düşünmüyordum ustalar zorla yediriyorlardı bunun da rahatlığı oluyordu... Esen şunu tat Esen bunu tat 45 kiloluk kız 55 kilo olmuştum,usta yeter doydum diyordum ben çok kiloluyum bunları sen tadacaksın ben tadamam iyice şiştim diyordu :) Hatta bir usta bir gün beni gizlice çağırdı ''pistt pisst eseeeen gel'' Hayrola usta dedim yaa dedi kimseye söyleme ama yere bezimi düşürdüm göbeğimden eğilip alamıyorum verir misin ahahaha :D canım ustam yaa ne tatlıydı vardı bir 120 kilosu kafadan :) Çoğu Boluluydu...malum Bolu'nun ustaları meşhur...

Şu aralar o güzel günleri Master Chef izleyerek yad ediyorum.Sizlere de tavsiyem Avustralya MasterChef'i mutlaka netten indirip izlemeniz!Ne dert kalıyor ne tasa ve inanın Avusturalya ingilizcesi o kadar kolay ki,birazcık ingilizceniz varsa sanki türkçe izliyormuş gibi izleyebilirsiniz,yavaş ve açık konuşuyorlar...Master Chef Amerika,Yeni Zelanda ,İngiltere vs var ama ben size ısrarla Avusturalya Master Chef'i öneriyorum 2 kere yapıldı ben 1. sini bulamadım 2. sini izledim 82 bölüm falan muazzam hayatım durdu!Neredeyse konser provalarım aksıyordu .. Yemekler bir yana dursun,kişilerin psikolojilerini izlemek insanı ayrı bir olaya bağlıyor hatta itiraf ediyorum gözlerim şimbil şimbil doldu kimi zamanlarda...Orada bir de Clair var o hep mutsuz konuşuyor ne zaman o çıksa televizyonun sesini kısıp ona türkçe seslendirme yapıyorum sago ölüyor gülmekten :) o ne zaman konuşmaya başlasa ''VE o anda belden aşağımı köpekbalığı yedi '' diyorum ahaha :) reality show gibi konuşuyor kız :D


Jüri muhteşem,Matt,George ve Gary adamlara çok ısındım sanki aileden biri oldular eminim sizler de yemekten hoşlanıyorsanız bu programdan keyif alacaksınız.Türkiye masterchefe gelince fragmanlarını izleyip önyargı yapmıştım ama insan izleyince kendini fena kaptırıyor.Amerikadan da biraz keyif aldım ama Master Chef'in yıldızı şüphesiz Avustralya!En heyecanlı diziden daha heyecanlı hem netten indirince ne reklam var ne de yarını beklemek ;)
Etiketler: Kolera, kolera blog, kolerap




Keşke Sagopa'nında kendi bloğu olsa onunda böyle hayatını okuruz ..
Simdi bilirsin kimin yazdigini..
Cok seviyorum seni.
Ama yazının en güzel kısmı tabiki Senin Melek yüzünü gördüğüm andı.. "Bu bu bu bu Melek şimdi bizim Melek miiiiiiğ?" diye bi tepki döküldü dudaklarımdan.. Oyyy yaaaa o yanaklar, o sevimli Meleksurat~Bebeksurat.. Cansın sen..
Hani sigara içen abi vardı dedin ya, Keşke sen o silahsız kuvvet abi sevmesen be Melek.. Böyle düşününce bile gözlerim doluveriyor senin o güzel saçlarının tek bir teline dahi zarar gelmesine dayanamazken zarar veriyor ya sana, dayanamıyorum ben de acı cekiyorum işte.
Ama senin de dediğin gibi GülYüzlüm; "sahnede sigara içmeyenlerden daha iyi performansın var senin!" ki kıyaslanamaz bile..
Bana bunları söylediğin günü özledim.. Seni çok seviyorum Melek~
Senin gençlik yıllarına dair hatıralar ve ipuçları beni her zaman heyecanlandıran bir konu olmuştur.Belki de şu an o yaşlardan geçtiğim içindir..
Anlattığın her şey gözümün önünde canlandı ablacık ve inan senin yerinde olmayı çok isterdim (: Hem de çok..
Keşke benim de böyle bir öğrencilik hayatım olsaydı diye çok geçirdim içimden yazını okurken.
Yazıyı ilk gönderdiğinde msnden bir kaç arkadaşın Semine abla ile olan fotoğrafını gönderip " Bil bakalım bu kim ? " dediğini ve benim aklımın ucundan dikkatli baksam bile sen olabileceğinin geçmediğini çok iyi hatırlıyorum =) Sanırım biraz da fotoğrafın eski olmasından kaynaklanıyor.
Yazının özellikle Şef Van Nunnen gelince.. diye başlayan paragrafı beni fazlasıyla gülümsetiyor.
Ben de gene uzun yazdım abla hakkını helal et. Hakkındaki düşüncelerimi ilk defa ifade ettim. Hep seviyorum özlüyorum diyorum nedenleri bunlar. Ve son olarak sahiden çok seviliyosun ablam selametle..